30 Haziran 2009 Salı

BİR NİŞANTAŞILININ KALAMIŞLI OLMA HİKAYESİ

 
Gözümü Teşvikiye Hüsrev Gerede Caddesinde açmış biriyim. Tüm arkadaş çevrem yakın semtlerden olmuştur. Tikiliklerim, platonik aşklarım, ergenlik çağım hep Nişantaşı ve çevresinde geçmiştir. Dişçim, terzim, kitapçım herşeyim ama herşeyim topu topu 3 semtin içindedir..Nişantaşı ötesi İstanbul dışı, karşı taraf ise Türkiye dışıydı :) Ergenliğim hep " aaaaa hayatta buralardan başka bir yerde oturmam " demekle geçti. Damat adayı burada benim istediğim yerde oturmak zorundaydı yoksa çekeceği vardı. Boşuna dememişler büyük konuşma diye :) Aşık olduğum adam beni taa Paris'de buldu. 3 ay içinde yıldırım aşkı ve evlilik. Ve kendimi birden Bebek'te leb-i derya bir dairede buldum. Ailenin tek çocuğu şımarık kızıyımya. Mutlu etmedi beni orası. Önümde deniz varmış, süper havalıymış falanmış filanmış geçiniz efendim. 9 aylık Bebek maceram +8 kiloyla sonuçlandı. Nefret etmek için ideal sebep. Baktı adam benim dırdırımla başa çıkamıyor bu sefer Maçka maceramız başladı. Çok şükür köklerime yakın bir yerdeydim artık. Annem yakın, kafelerim yakın, herşeyim az bir yürümeyle ayağımın altında. Dünyanın en iyi kocası benim kocamdı işte :)

Bir süre sonra ev alma sorunları hortladı. Her aile büyüğü bizi ilk gördüğünde " aaa daha çocuk yok mu " ya da " en kısa zamanda bir eviniz olur inşallah " cümlelerini otomatiğe almıştı sanki. Çocukta istemiyoruz, evde..Size ne lennnnn diye kimbilir kaç kez çemkirmem gelmiştir sayısını unuttum. Ama tabi erkekler bizim gibi düşünmüyor. Kocamı yavaştan yavaştan bir telaş almaya başladı. Evini almalı ve herkesi susturmalıydı. İşte o dönemlerde yaklaşık 1 sene ev arayışına başladık. Ben yine malum 3 semtim içinde gezinip dururken eşim sınırı daha geniş tutuyordu. Ama benim istediğim semtlerde arzu ettiğimiz ölçülerdeki evler bütçemizi epey aşıyordu. Bir türlü o ayarı tutturamıyorduk. En sonunda eşimin almaya karar verdiği ve panikler içinde hayıııııır diye içimden haykırdığım bir ev dönüm noktamız oldu. Eve yıldırım hızıyla dönüş ve Hürriyet Emlaka gömülüş. Bir süre sonra baktım ki bende semtlere bakmıyorum artık. Ne olursa olun acilen bir ev alınmalıydı. Ama en azından kabul edilir bir semtte. O Nişantaşı çevresinden çıkmam diye hava caka atan bendeniz kendi elimle Kalamış'ta bir ev buldum. Evin yeri süper..Ev şahane..Ve en önemlisi bütçemize uygun..Bir ay içinde evi satın almıştık. Eveeeeet görev tamamlanmıştı. Ama taşınacağımızı kim söylemişti dimi :) Kocam kendi kendine hayaller kurarak eve en kısa zamanda yerleşeceğimizi düşüyor. Önde deniz, yakında marina ohhh süper bir hayat ! Gelinde bana sorun o süperi..Anadolu yakası ve ben ?? Pahhh..olacak işmi yahu :) Kadıköy ve Bostancı iskelesi dışında bir üçüncü yeri bilmem karşı yakada. Böylelikle iç dekoratöre elimden gelen tüm despotluğu yaparak taşınma işimizi olabildiğince geciktirmeye başladım. Yok o olmamış değiştir, yok bu güzel durmamış derken 2 seneye yakın zaman geçti ve ev hala tamamlanamadı. Sonunda Mart ayında ilahi adaletmi derler ne derler bilmiyorum bendeniz hamile olduğumu öğreniyorum. Baktım zamanla bebek için en ideal yerin Kalamış olduğunu düşünmeye başlamışım. Evin önü park, sahil yolu doğum sonrası kiloları vermek için ideal uzunlukta ve düzlükte. Çevre temiz ve nezih. O yıllardır toz kondurmadığım Nişantaşı'm ise birdenbire kalabalık, gürültülü ve egzoz kokulu bir yer oluvermişti :) Yuvayı dişi kuş yaparya, dekoratöre melek oluverdim birden :) 2 senedir bitemiyen o ev 3 ay içinde bitivermişti. Ve Pazar günü büyük taşınma..

Artık Nişantaşılığım sona eriyor. Bu bir milattır arkadaşlar. Sakın gülmeyin. Benim halimden ancak benim gibi kökseverler anlar :) Bebek olmasaydı o ev sittin senede bitmezdi. Ama işte hamişlik insanın tüm hormonlarını değiştirmekle kalmıyor, düşünceler ve planlarda değişiyor..Daha bir sessiz, daha bir sakin daha bir O'na ve size uygun yer arıyorsunuz. O zamanda kökmüş mökmüş hikaye oluveriyor.

O yüzden bu aralar tüm vaktim taşınma işleriyle geçiyor. Kısa bir süre haberlerime ara vermek zorundayım. Ama sakın yorumlarınızı eksik etmeyin. Onlar bu işin en sevdiğim yönü.

Güzel haberide en sona sakladım..Amniosentezim temiz çıktı. Bu zor dönemimde beni yalnız bırakmayan sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır...

Anadolu yakasında oturan arkadaşlar tavsiyelerini eksik etmesin. Mesela tavsiye edeceğiniz spor kulübü, en havalı ve cakalı ama tiki olmayan kafe/restorant, adı sanı bilinmeyen ama gidilesi alışveriş adresleri vs..Tavsiyelerinizi bekliyorum..

Son olarak..Bir tatlı huzuuuur almaya geldik Kalamııııış'taaaaaan, ah Kalamış'taaaaan :))

29 Haziran 2009 Pazartesi

ANNELİK MODASI

 
İşte anne olduktan sonra yeni parfümünün satışı için bunu pazarlama metodu olarak uygulayan biri daha...

Annelik eskiden o kadar sıradan bir hadiseydiki şimdiki ilgiyi doğal olarak anlamam zor. Anneyim bak diye kasım kasım kasılanlar, sanki yeryüzündeki tek anne kendisiymiş gibi caka atmalar, o minik yavruların ilk karelerinden milyonlar kazanmalar, 3 çocuğun oldumu kendini insanlığın kurtarıcısı gibi görmeler falan filan liste uzar gider. Okan Bayülgen bile programına çok çocuklu kadınları konuk etmişti. Benim dönemin annelerinde normal çocuk çocuk sayısı 3-5 idi. Annemler 5 kardeş, babamlar 3 kardeş. Eşimin ailesi aynı
3-4 kardeş diye gider. 30 yaşlarındaki çoğu kisinin büyük anneleri zamanında fabrika gibilermiş maşallah. Nedir bu şimdilerde sanki olağanüstü bir işmiş gibi ne kadar çok çocuk o kadar fazla annelik olgusu. Evlat edinmenin bokunu çıkaranlar, her kadın programında tüp bebek doktorları, manşetlerde sperm bankalarından anne olanlar, normalmi sezeryenlemi iddiaları, sevgilinin izni olmadan çocuk doğuranlar, anne olduktan sonra geçmişi silinenler ve birden bire meleğe dönüşenler...Anasını satayım herşey çocuk bazlı pazarlamaya döndü. Hayır acaba bende hamileyim diyemi bu kadar çok gözüme batıyor bu iş ?!

KRALİÇEM SEN ÇOK YAŞA !

 

Aslında ilk internete düştüğü zaman Madonna'lı bu LV reklamına farklı yorumlar yapmak niyetindeydim. Ama MJ nin ölümüyle elimizde kalan 80'lerin son ilahı olduğundan reklama artık farklı bir gözle bakıyorum..

Çekimin gerçekle uzakdan yakından ilgisi yok. O damarlı eller gidivermiş narin bir genç kız elleri oluvermiş. Kazara bir çizik bile yok 50'lik kraliçede. Fotoşop işini o kadar abartmışlarki adeta mumya bebek gibi görünüyor. Ama olsun..Ne olursa olsun. Yeterki kraliçem daha çok yaşasın..

EN ÇALIŞKAN MARKA

 
Chanel'i en çalışkan marka ilan ediyorum. Özellikle PR ve pazarlama çalışmaları bir an bile durmuyor. Audrey Tautou'lu Chanel No.5 parfümü, Coco Chanel'in filmi, Keira Knightley'in Coco Mademoiselle reklamı ve Keiser'in sonu gelmeyen yaratıcılığı.

Keira Knightley'in narin güzelliği ile klasik genç kadının parfümünün bileşimi çok hoş.

26 Haziran 2009 Cuma

GÜLE GÜLE KRAL !!

 



Üzüntüm ve keyifsizliğim tam gaz devam ediyor. Sabahtan beri yüzlerce klibini izledim şarkılarını mırıldandım ama bir türlü kesmiyor. Sanırım bu klip bizlere en güzel veda edişi oluyor..

Güle güle kral !! Fırlat şapkanı üzerimize doğru ve moonwalk yaparak ayrıl aramızdan !

MİMLİK SORULAR ve CEVAPLAR

Sevgili arkadaşlarım ICONJANE, STYLEBOOM ve MISSRED'S DIARY tarafından mimliler listesine katılmış oldum.. Aslında bugün üzüntülü bir günüm. Keşke keyfim olsaydıda bu güzel soruları muzur bir havada sizlerle paylaşıyor olsaydım. Belki de iyi oldu. Bu sayede kafam dağılacak..Teşekkürler canlarım..

1. İlk kez makyaj yapmaya kaç yaşındayken başladın?
Hmmm..Net hatırlamam imkansız. Sanırım hepinizden daha kocakarıyım o yüzden mazur görün. Ama en net hatırladığım kendime değil de pembe elbiseli en sevdiğim bebeğime makyaj yaptığım. Sanırım 5-6 yaşlarındaydım.

2. Aldığın ilk makyaj malzemesi neydi ve hangi markaydı?
Aldığım değilde hacıladığım demek daha doğru. Çok yakın arkadaşımın 2 tane vardı. Zorla bir tanesini bana ver yoksa bir daha senle konuşmam diye tehtit etmiştim kızcağızı :) Böylelikle sahip olduğum ilk makyaj malzemem Avon marka uçuk pembe ruj oldu.

3. Makyaj senin için günlük basit bir rutin mi yoksa hastalık mı?
30'lu yaşlardan sonra hiç makyaj yapmamaya ve sadece cilt güzelliğine önem vermeye başladım. Cildimin pırıl pırıl parlaması bana en iyi makyajdan daha güzel görünür. Regl dönemlerinde ciltteki renk değişimlerini silmek için ayda en fazla 2-3 kez fondöten kullanırım. Fondötende La Prairie'nin Caviar serisinin Anti-Cernes SPF 15' i şu ana kadar rastladığım en mükemmel fondöten. Düğün ve önemli davetlerde ise haute couture makyajımı Beymen Erdem Kıramer'de yaptırırım.

4. Karşılaştığın her güzel makyaj malzemesini çılgınca arzuluyor musun?
Bir önceki sorunun cevabından anlaşılacağı gibi makyajı 30'lu yaşlardan sonra bıraktım. Artık böyle bir sorunum yok. Ama cilt için iyi gelecek bir kremi eğer çevrem tavsiye ediyorsa ve aklıma yatmışsa ne yapar eder muhakkak satın alırım.

5. Hiç MAC kullandın mı? Kullandıysan, "işte bu en harika ürünü!" diyebileceğin tek bir ürün söyle bana.
Evet. MAC in parlaklık veren simli allığını almıştım. Ama işte bu ürünü harika diyebileceğim bir deneyimim yok.

6. Her genç kızın favori bir siyah göz kalemi vardır. Senin favori göz kaleminin markası ve rengi?
Göz makyajında feci tutucuyumdur. Yıllardır aynı markadan vazgeçmem. O da LANCOME 'un tüm siyah kalemleri !!

7.Vazgeçemediğin, elinin altında en az üç-dört tane bulundurduğun favori rimelinin markası?
Yine Lancome her zaman Lancome..Volume vereni, Waterproof lusu o su bu su her şeyiyle Lancome.

8. Makyaj alışverişini en çok hangi mağazadan (tekin acar v.b.) /web sitesinden (strawberry v.b.) yapıyorsun
Havaalanlarında duty free mağazalarından ve Nişantaşı Beymen'den yaparım. Dermatolojik ürünlerim içinse Nişantaşı Fulya Eczanesi.

9. Makyaj malzemelerini nerede saklıyorsun?
Tüm temizleme ürünlerimi makyaj çantamla yanında taşırım. Ama su bazlı kremlerim buzdolabındadır.

10. Makyaj alışverişine aylık ne kadarlık bir bütçe ayırıyorsun?
Cilt bakımıma ciddi bir bütçe ayırırım. Mutfaktan keserim ama bakımımdan asla :) Kremlerim genelde 2 ay içinde biter. Ama bunun yanısıra her hafta kese, hamam ve özel cilt bakımlarım vardır. Creme de la Mer ve Valmont marka kremlerim 2 ayda bir yaklaşık 1.000 YTL eder. Serumlar ise daha fazla. Vücut kremlerime ise hiç girmiyorum :))

11. Severek takip ettiğin bir yerli ve bir yabancı makyaj blogunu yazar mısın?
Makyaj ilgi alanım olmadığından ne yazık ki bu konularla pek ilgilenmem. Onun yerine cildi sıkı ve diri gösterecek ne gibi metotlar çıkmış onları takip ederim.

12. Yerli makyaj markalarından favorin hangisi?
Pastel'in tüm kırmızı ve bordo ojeleri.

13. Hangi göz makyajı temizleyiciyi kullaniyorsun?
Bu konuda yine Lancome'un üstüne tanımam. Belki hemen hemen hepsini denemişimdir ama Lancome Eau Micellaire Douceur'dan iyisine rastlamadım. Yüz, dudak ve göz tümünü en hassas en güzel şekilde çıkarıyor.

14. Ten ve göz rengin?
Tenim açık buğday, gözlerim ise bal rengi.

16."Onsuz yapamam!" dedigin kozmetik markasi?
Dermalogica'nın Intensive Eye Repair. Özellikle spor sonrası duşunuzu aldıysanız birde hamam yada buhar banyosu yaptıysanız göz kenarlarınıza bunu sürdüğünüzde birden 18'lik göz kenarlarına sahip oluyorsunuz. Tabi bir süre sonra gerçek dünyaya dönüş acı oluyor :)

17. Klasik bir soru: makyaj çantana sadece üç şey koymaya hakkın olsa neler alırdın?
La Prairie'nin yeni çıkan yosun kremi Advanced Marine Biology Cream, Dermalogica'nın Intensive Eye Repair ve Lancome temizleyicilerim.



18. Far bazı, makyaj bazı gibi ürünler kullanıyormusun? Kullanıyorsan hangi markalar? Kullanmıyorsan neden?
Hayır kullanmıyorum. Sanırım far, makyaj ürünlerinde en sevmediğim çeşit olsa gerek. Hele hele renkli gözlü olmayanların mavi ve yeşil far sürmeleri kadar kıro bir görüntü olamaz. Belkide Serpil Çakmaklı dönemlerini yaşadığımdan olsa gerek feci ön yargılı yaklaşırım şu far işine. Makyaj bazı ise profesyonel çekimler hariç kullanılmasını gereksiz ve sağlıksız bulurum. Ne kadar hayır kapatmıyor diye iddia etselerde bu bazların her türlüsü cildin hava almasını engeller. Atılması gereken tüm toksinleri cilt altında tutar ve hayati önem taşıyan kolajen yapımızı tahrip eder.

19. Makyajı en çok yakıştırdığınız ünlüler..(Bu soru benden geliyor)
Jennifer Lopez sanırım makyajın her türlüsünü en güzel taşıyan ünlü. Yüzünün kemik yapısına hayranım.

20. Bu mim dalgasını hangi bloglara göndereceksin?
Sevgili Trendtastic NY , MODA CADISI ve seraplamoda. İşiniz kolay değil kızlar iyi şanslar :)

ELVEDA GENÇLİĞİM :((

 
Ne işi var ölüm haberlerinin burada dimi ? Ama o herhangi biri değil ki benim için. En son Prenses Diana için gözyaşı dökmüştüm. Birde dün MJ'nin kurtulması için dua ederken.

Bendeniz 10'lu basamaklardayken ilk onun şarkısında kendimden geçerdim, ilk onun şarkısını walkmanime kayıt edeceğim diye saatlerce radyo karşısında beklerdim. Tabi siz çoğunuz bilmezsiniz ama walkman benim çocukluğumun en önemli teknoloji aletiydi. Öyle D&R'a git CD al nerdeeee..Radyo çekimleriyle kalitesi berbat olan kasetleri dinlerdik. O meletler arada sarardı, haydaaa kalemler çıkar tüm kaseti saatlerce geriye sarardık. 80'lerin en cavcavlı, herşeyin gerçek anlamda önemli olduğu bir devirdi. Fast food devrini yaşayan sizlerin yaşamasını çok isterdim o günleri.

Michael Jackson o günlerimin Madonna ile tek temsilcisi. Birde ucundan kıyısından George Michael. Thriller sanırım hala en fazla dinlediğim şarkıdır. O zamanlar sırf Billie Jean'i sevmiyor diye platonik aşkımla kavga bile etmiştim. Çünkü o zamanlar gerçek aşkım Michael Jackson idi. Sezen Cumhur Önal'ın Müzik Yelpazesi programında kliplerini göreceğim diye haftasonu ailemle hiçbir misafirliğe gitmezdim. Göya ya hastalanırdım yada deli gibi ödevim olurdu :)

Bilmezdim o zamanlar İngilizce. Ama tuhaftır tüm şarkılarının sözlerini adeta şakırdım. Hani çocukça atmasyon olurya. Aha aynen o şekilde söylerdim anlamlarını bilmeden. Söylerkende etrafımdaki veletlere hava atardım sizde yapın sıkıysa dercesine.

Burada defalarca tartıştık gerçek ikonları. Ikonlar taklit edilen, arkasından milyonları sürükleyenlerdir diye.. Simli çorap alacağım diye evde yeri göğü inletirdim. Başarılı olamadım ama daha sonraki yıllar Bad albümündeki gibi asi bir dönemim oldu. Derilerim, zincirlerim..Annem baygınlık geçirirdi kızım serseri oldu diye :)

Elvis Presley'den sonra gelen son kraldı MJ. Kaybıyla gerçektende bir devir kapandı. Ve sahneyi yine bir kral gibi terketti. Sanki bir kural var idollerin uzun yaşamaması gibi. Zaten onlar hiç ölmüyor ki.

Sabah 4'e kadar gözyaşlarım onun için aktı. Anne olma yolundayken çocukluğumun ve gençliğimin en önemli figürü ayrılmıştı aramızdan. Adeta o dönemime ait defterimin kapağını kaparcasına..

Elveda çocukluğum, gençliğim..Hoşgeldin yetişkinliğim :(

25 Haziran 2009 Perşembe

ÖYLE DEMEYİN AMA HAYATLARI ÇOK ZOR !

 
Şimdi efendim, Deniz Berdan gibilerine sorarsanız onlar birer mükemmeldir. Onlar annedir, onlar modacıdır, onlar güzellik uzmanıdır, onlar pastacıdır, onlar ikoncandır, onlar vıdı vıdıdır..Yani onlar herşeydir !! Ha birde bunlara sorsanız asla kendilerini sosyetik görmezler. Çünkü günümüzde sosyetik kelimesi kaliteyi temsil etmez. Çünkü magazin dünyasına göre parası olanda, sonradan görmede sosyetiktir. O yüzden onlar farklı olmalıdır.

Elitlerle dolu bir çevre yaparsın, en pahalı kreasyonlarla salım salım salınırsın, en ucube kıyafetlerle dikkat çekmeyi bilirsin, en VIP partilere katılırsın..Evet ne kadar çok en o kadar fazla şöhretdir. Ve yola devamdır !

Bu işin yaz ayları raconu, favori bir beldede gözde bir plaj seçilmesi ve medyadan uzak kalınmamasıdır. Her an her daim göz önünde olunmalıdır ve gereken malzeme verilmelidir. Çünkü piyasa rakiplerle kaynıyordur ve hepside aynı şekilde şöhret hastasıdır. Deniz Hanım gibilerinin işi hiçde kolay değil mi ?

Süreyya Yalçın Şükrü Saraçoğlu statında güneşlenecek gibi Lola Beach'den sezonluk locasını tutmuş, Ivana Sert Bodrum'a ayak basmış ,Eda Taşpınar her an yan şezlongda belirebilir. Ne kadarda stres dolu bir hayat. Ve o panikle hakiki bir sosyetiğin yapmayacağı hatayı yapar. Medyanın olduğu ve her hareketin karelendiğini bildiği bir plajda sere serpe kendini güneşe teslim eder. Güneşlenme ayaklarıyla merceklerin salyalarını akıtır ve malzeme en gösterişli şekilde verilir. Şahane vücudununun 20'lik Brezilyalı mankenler gibi her bir milimetresi yanmalıdır. Evliymiş, 2 çocuğu varmış kimin umurunda. Geçen sene en büyük rakibi Eda T.'nin bikinisinin üstünü çıkartıp da güneşlenmesi tüm dergilere konu olmuştu. Deniz Hanım geri kalmamalıdır. Nayır !! Nolmaz !! Nolamaz !!

Hayır acaba 40'ına gelmiş Ayşe Arman'ın seksi pozlarımı Deniz Berdan'ı harekete geçirdi. Ama işte o Ayşe Arman. Delinin teki. Gazeteci olmasaydınız ne olurdunuz sorusuna "orospuuu" diyebilecek kadar sıradışı ve olduğu gibi bir kadın. Samimi imajı en büyük artısı oldu hep. Öyle sevildi öyle benimsendi.

Bana bu muhteşem 4'lüden en samimi geleni Süreyya Yalçın. Hükümet gibi kadın maşallah. Takıyor tüm mücevherlerini üstüne, her sezon yeni/eski kocaları ve farklı bikinileriyle arz-ı endam ediyor. En rüküş kıyafetlerle göz zevkimi mahvetsede en azından ortalıklarda ben modacıyım, ben ikonum, ben pastacıyım, ben buyum ben şuyum diye dolaşmıyor, haddini biliyor.

Henüz Eda Taşpınar Bodrum'a ayak basmadı. Okuduğuma göre isminin bu üçlüyle birlikte anılmasına çok içerliyormuş. O yüzden artık her davete gitmeyecekmiş. Onunla bu isimler aynı satırda yazılmamalıymış. Çünkü onun kendine ait bir moda programı varmış ve o farklıymış..

Hay Yarabbim..Topuna akıl fikir ishan et !!

Kaynak : SABAH-Kelebek, Vatan

BİR DİRHEM ET BİN AYIP ÖRTER

 


Oldum olası zerafet timsali olarak gördüğüm Kraliçe Rania'yı böylesine kötü ve rüküş göreceğim aklıma gelmezdi. Rania'nın yanında İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un eşi Sarah Brown çok daha derli toplu ve hoş görünüyor. Üstünde pazar malı gibi görünen dikişleri ve simetrisi son derece kötü bir elbise var. Allah bilir bilindik bir markanın çok pahalı bir modelidir. Ama Rania'ya ne olduysa baştan aşağı feci bir halde. Hele hele kemer, ayakkabı ve portföy renginin aynı olması hiç olmamış.

Rania anlaşılan zayıflık saplantısını epey abartmış. Bu halde ne giyse yakışması zor ihtimal. Adeta atalarımızın bir dirhem et bin ayıp örter lafının doğruluğunu ispatlar gibi.

24 Haziran 2009 Çarşamba

TÜRBAN ZERAFETİ

 


Böyle bir başlığım olduya artık bu dünyadan rahatçana göç edebilirim :) Malum son 5-6 yıldır türban -sıkmabaş desek daha doğru olur- kabusu yaşandığından hassas bir başlık ne de olsa. Benim için ne dinsel, ne tensel, ne görsel elle tutulacak tek bir anlamı yok bu örtünmenin. Hele hele baş kadınlarımızın topunun sıkma baş tarzı beni temsil etmelerini hala sindirebilmiş değilim. Lakin elden birşey gelmiyor. Ancak işte böyle elin Arap prensesinin zerafet akan türbanını kıskanır hale gelirim. Yahu bir din nasıl bu kadar 1000 farklı şekilde algılanır, uygulanır diye sorarım kendime. Bizimkiler daha çok örterek daha mı çok müslüman oluyorlar acaba ? Her neyse sabah sabah kafa ütülemece benimki :)



Katar Şeyhası Moza bint Nasser'in Fransa gezisi müthiş bir şıklık ve zerafet gösterisiydi. Fransa first ladysi Carla Bruni-Sarkozy, Azzaro imzalı petrol mavisi straplez kesimli elbisesiyle son derece güzel ve zarif. Ama Katar şeyhinin eşi Sheikha Moza bint Nasser' de geri kalmıyor. Zarif türbanı ve kıyafetiyle Carla ile adeta aşık atıyor. İkiside makamlarını en güzel şekilde temsil eden güçlü kadınlar. Darısı bendenizin başına. Bizim zaten tarihimizde hiç güzel, alımlı ve şık bir first ladymiz olmadıki. En fazla gördüğümüz başbakan Tansu Çiller'in Figen Özdenak imzalı tayyörleri oldu..Ha birde first ladymizin Christian Louboutin taklidi Nursace marka ayakkabıları. Firma isimleri bile taklit..Benimkiler ve onlar arasındaki fark işte..

23 Haziran 2009 Salı

ANNELER ÇOCUKLARINI HEP EL ÜSTÜNDE TUTAR !

 
Şu aralar özellikle hamişlere hitap eden süper bir çalışmayı sizlerle paylaşmak isterim. Assos Pırlanta'nın yeni konsepti "Kutsal Emanet" den söz ediyorum. Sıradışı, orjinal ve manidar..Muhteşemmm !

“Anneler, dokuz ay karnında taşıdığı çocuğunu
Şimdi de elinin üstünde taşıyın diye; Çünkü
anneler çocuklarını hep el üstünde tutarlar!...”
Evet evet bende tutmak istiyorum..Kociiii :)

GELENEK BOZULMADI...

Hülya Koçyiğit'in kızı Gülşah Alkoçlar 18 yaşında evlenmiş ve genç yaşda anneliği seçmişti. Aynı şekilde Gülşah Alkoçlar'ın kızı Neslişah'da 21 yaşında evlenerek "genç evlenme" geleneğini bozmadı.

Organizasyonu Vakko Aspace tarafından gerçekleştirilen görkemli düğüne iş, sanat ve sosyete dünyasının tanınmış isimleri katıldı. En ilginç konuk ise Mardan Oteli'nin sahibi meşhur iş adamı Telman İsmailov idi. İsmailov gelin ve damada 50 şer bin dolarlık saat hediye etmiş. Allah tüm gelin ve damatlara böyle bir konuk nasip etsin inşallaaaaah :)

Gelelim konuklara ve görkemli kıyafetlere...


Gülşah Alkoçlar'ın su yeşili kıyafetini beğenmedim. Elbise hoş olsada vücut yapısına gitmemiş. Ama en azından bu yaz gününde renkli bir seçim yapmasıyla doğru bir seçimde bulunmuş. Hülya Koçyiğit'in nişandaki kıyafeti felaket ötesiydi. Neyseki bu sefer renkli ve ışıl ışıl bir seçim yapmış.


Begüm Şen yine çok güzel yine çok şık. Füme saten renkli tek omuz kıyafetine bayıldım. Yanlardaki kalp motifleri çok şirin. Saçı ve makyajı kusursuz.


Tahincioğlu çifti zamanla birbirine benzeyen ünlülerden. Tabi aynı estetikçiye giderlerse olacağı budur :) Bu kadar yanık bir tene ne kadar güzel bir kıyafet giyilirse giyilsin kesinlikle şık olunmaz. Sadece parlarsın o kadar.


Bana Şahenk çifti oldum olası karizmatik ve asil gelir. Diana Şahenk yeşil kıyafetiyle yine hoş bir sadelik sergiliyor.


Ronit Gülcan Anna Hathaway'in geçen sene giydiği Zac Posen elbisesiyle haftanın piştisi oldu. Ender Mermerci Chanel kıyafetiyle lezzetli bir pasta paketi gibi.


Martha Şavkan'a topluca nazarımız değdi :) Baştan aşağı payetlerle süslü Andres Caballero imzalı kıyafetiyle iyi hoşda o sarı kemer yakışmamış. Ve gereğinden büyük portföyü çok uyumsuz. Tek söz edilmeyecek şey güzelliği.


22 Haziran 2009 Pazartesi

DAHA ÇOOOKK VAR !!

 


Vatan gazetesinden Necla Dalan'ın haberine göre :

"Uzun zamandır Türkiye’ye gelip gelmeyeceği tartışma konusu olan H&M, ilk mağazasını 2010 Ekim’inde Beyoğlu’nda açacak. İstinye Park’ın ortaklarından Zafer Kurşun ve Zafer Yıldırım’a ait Anadolu Han’da ilk mağazasını açacak olan H&M, Beyoğlu’nda dünyadaki en büyük rakibi olan Mango ile kapışacak."
İşte budur..İlk mağazasını İstinye Park gibi ulaşımı zor bir yerde açmasına zaten içim sinmiyordu. Hele hele Nişantaşı olmayıp Beyoğlu olması ayrı bir sevindirici. Hem atmosfer olarak hemde hedef kitlenin kalbinde yer alarak son derece isabetli bir karar verilmiş.

Tabi o tarihe kadar bakalım hangi modacıların yada lüks markanın çalışmaları olacak..

19 Haziran 2009 Cuma

KEDİDİR O KEDİ :)

 
Türk televizyon tarihinde en erotik aşk sahnelerine sahip Aşk-ı Memnu'nun sezon finali büyük bir heyecanla sona erdi. Taze taze fikirlerimi paylaşayım dedim..

Bu bölümde bazı sahneler vardı ki enteresandı. Mesela Firdevs'in teknede Elif'e "manken gibisin" demesi senaristin geceden kalma olduğunu gösterdi. Elif'in mesleği ne ki zaten ?

Firdevs'in hepimizin günlük hayatta giydiği beyaz gömlek ve jean kombinasyonuna rüküş demesi Gossip Girl'in bile sınırlarını zorluyor. Hele o oversize kırmızı gözlükler felaket ötesiydi.

Konuk oyuncu Dilek Hanif feci donuk ve yapaydı. Ama ofisindeki apliklere bayıldım :)

İlk yiyişme Sofa Otel'de olacaktı. Evime o kadar yakınki..Nasıl haberim olmamış diye yanarım.

Nihal en nihayetinde ilkokul kıyafetlerine son verdi. Verdi vermesine de üniversite sınavınada Firdevs
gibi gidilmez ki canım..

Hülya Avşar'ın İbrahim Tatlıses'in bıyıklarını yalamasını öpüşmek sanan bir neslin evladı olarak rahat söyliyebilirim ki bu dizi en estetik aşk sahnelerine sahip dizidir.

Demek neymiiiş ? İsteyen merdiven altında, Aşk-ı Memnu'da serada yaparmış :)

Ve gelelim yaz ayı boyunca herkesin dilinden düşmeyecek soruya. Bu arsız 2 aşığı kim gördü ? Birşey diyimmi..Kimse görmedi. Nihal ve Beşir zor ihtimal. Romana göre Matmazel görecek ama o zamanda dizinin ömrü kısalır. Firdevs görse vazoyu devirecek kadar şaşıracağını sanmıyorum. Sonuçda ikisinin arasındakilere vakıf tek kişi.

Bence gören tek canlı bahçeden geçen bir kedidir :)

18 Haziran 2009 Perşembe

ŞOVA DEVAM !!

Royal Ascot'da bugün Ladies Day yapıldı. Geleneksel olarak yarışların 4. günü en güzel şapka seçilir. Bugünkünde kim 1. bilemiyorum ama hepsi o kadar değişik ve izlenesi ki bence hepsi 1. liği hak ediyor.

Prenses Eugenie ve Prenses Anne arasında sarı uçuk şapkasıyla genç bir 80'lik.

Rod Steward ve eşi Penny Lancaster. Penny sadece 38 yaşında diyebilir misiniz ? Jasmine Guinness son derece rüküş kıyafetiyle şapkayı mahvetmiş. Nedir o ceket ve etek ! Erin O'Connor, Coco Chanel tarzıyla ve Stephen Jones imzalı şapkasıyla her zamanki zerafetinde.

Dondurmalı şapka uçuk ötesi..Arada politik mesajlı olanlar bile var..

Ortadaki tamamen gerçek saçlardan oluşan şapka bir Louis Mariette eseri. Bu şapkayı yapmak beceri kadar sabırda ister.

Hepsi birbirinden karışık ama hepside bir o kadar eğlencelik..

Joan Collins hala Hanedan'ın setinde gibi :)

BİR GELENEK : ROYAL ASCOT

 
5 yıldır Londra'da yaşayan Lübnanlı bir arkadaşım Royal Ascot'un kraliyet at yarışları değilde sadece şapkalar şovu olduğunu sanıyordu. Kızcağıza nasılda feci yüklenmiştim. Ne görgüsüzlüğü kalmıştı ne assosyalliği :)) Allahtan makara kızdı da o da katılmıştı gırgırıma.

Gerçi pek de haksız değilmiş sevgili Muri'ciğim. Aslen ön planda yarışlar olmalı ama artık gerçektende bir şapka şovuna dönmüş durumda. İngilizler bir moda ikonu Kate Moss'u dünyaya kazandırdılar ama genelde fazla renkli ve kötü güyünmeleriyle tanınırlar. Pembeler, sarılar, kırmızılar ve özellikle ortaçağdan kalma asaletin rengi mora olan düşkünlükleri pek meşhurdur.

Şapka ustalarından Deida Acero, Jane Marcantonio, Louis Mariette, Stephen Jones, Cosmo Jenks, Philip Treacy ve Eugenia Kim koleksiyonları göz kamaştırdı.

5 gün süren bu geleneksel yarışda bayanların şapkaları adeta sanat eseri. Özellikle ilk 2 resimdeki şapkalar şimdilik favorilerim. Mini fötr şapkalar genç bayanların kıyafetleriylede uyumlu olunca ortaya harika bir görüntü çıkmış.

2. resimdeki çilekleri yiyesim geliyor :) Üsttki resimdeki pembe kıyafete mor şapkayıda çok beğendim. Ama o suratı örten şapkada ne demek oluyor ?

Lila renkli çiçekli şapka nefisss..

Bu siyah şapka bana Isabella Adjani'nin canlandırdığı Kraliçe Margot'yu andırdı.

Bence dünyanın en şık adamlarından olan Kent prensi yine asalet kokan havasıyla göz kamaştırıyor. Soğuk navale Wessex kontesi Sophie ve Prenses Beatrice'de konuklar arasında.

17 Haziran 2009 Çarşamba

BU KADARIDA FAZLA !

 
H&M muhteşem satış ve pazarlama stratejilerine devam ediyor. Son olarak lüks ayakkabı markası Jimmy Choo ile işbirliği yapacağını açıkladı. Jimmy Choo işbirliği ile hazırlanan ayakkabı ve çantalar 14 kasım 2009 tarihinde 200 H&M mağazasında aynı anda satışa çıkacak.

Aslında kurnaz bir seyahat acentası H&M turları düzenlese eminim bizim gibi birçok fashionista tura katılır. Bizim H&M'in açılmasını yıllardır bekliyoruz. Matthew Williamson'ı kaçırdık bari şuna yetişsek fenamı olur ?

KIROLUK SANATI !

 
Elbette ki Cristiano Ronaldo'nun bir David Beckham olmasını beklemiyorum. Ama böylesi bir görmemişliğede pek hazırlıklı değilim doğrusu. 94 milyon euro'luk adam Gucci çantası, montu, kemeri ve ayakkabısıyla beni benden aldı. Bunlar yetmezmiş gibi birde arabasındaki Gucci döşemeler !! Oldum olası tipine hem kıl hemde uyuz olduğum bu adamın kıroluğu umarım yeni bir trend olup çıkıvermez karşımıza..

YÜRÜ BE AYŞE KİM TUTAR SENİ !!

 
Ayşe Arman'ın Hello dergisinin 5. yaş özel sayısına verdiği pozlar iç gıcıklayıcı. Nihat Odabaşı'nın merceğiyle karşımıza fetiş bir Ayşe Arman çıkmış. Şaşırdım mı ? Hayır ! Kafamdaki Ayşe Arman zaten hep böyle. Kocasına yıllardır sevgili demekte direten, evli olsada başka bir adamdan hoşlandığını söylemekten çekinmeyen, sevişme yerine seks kelimesini tercih eden sıradışı bir kadın o. Sıradışılığın yakıştığı, deli, arıza tuhaf bir kadın Ayşe Arman :)




40 yaşına gelmeden kadınsı güzelliğinin doruk noktasında bu anı ölümsüzleştirmek istemiş. Allahtan fiziksel özellikleri yerindede doya doya bakabiliyorum.



Ayşe Arman sadece güzel, akıllı ya da başarılı değil, Ömer Dormen gibi kendine ve eşine güvenen, işine saygı duyan bir kocaya sahip olarak da Türkiye'nin en şanslı kadını.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails