30 Aralık 2008 Salı

PRONOVIAS 2009

 




Gelinlik denince akla ilk gelen markalardan olan Pronovias, 2009 koleksiyonundan bazılarını bizlere sunuyor. Bu şahane gelinliklerin yaratıcısı Manuel Mota, dünyada en çok gelinliği kendisinin diktiği konusunda iddialı. O kadar fazla dikmişki sayısını kesinlikle hatırlamıyor. Zarif İspanyol markasını ilk kez 2001 senesinde Teşvikiye Caddesinde açtıkları mağazayla keşfetmiştim. Nişanlıydım ve 2 ay içindede düğünüm vardı. İnanın Pronovias da denediğim ilk gelinlik gelinliğim oldu. Sonrasında en az 100 gelinlik denemişimdir ama aklım hep ilk denediğimdeydi. Bu nedenle bu marka benim için hep özel kalacaktır. Manuel Mota çizimleri öylesine zarif, abartısız ve duru ki, en özel gününüzde gerçek anlamda bir peri kadar güzel olmak istiyorsanız bakmanız gereken ilk adres. Hebra, Haya, Veneto ve Valdemar isimli modeller favorilerim.



Pronovias İrtibat Telefon :

ANKARA :
0312-4682787 (Gaziosmanpaşa)

İSTANBUL :
0212-2964304 (Nişantaşı)
0216-4112039 (Kadıköy)
0212-3455845 (İstinye Park AVM)

29 Aralık 2008 Pazartesi

HAFTANIN ŞIKLARI

 


Arzu Atabarut siyah kalem elbisesi üstüne giydiği zarif hırkayla rafine bir şıklık yansıtıyor. Elif Dürüst bir türlü dudaklarını kapatamayan sosyetiklerimizden ama bu özellik şıklığını asla bozmuyor. Beyaz pantalonun paçası gereğinden uzun olsada şarap kırmızısı bluzuyla çok hoş. Begüm Şen in petrol yeşili maksi bluzuna bayıldım. Bu rengin kendisine saplantılı olduğu mor renginden çok daha fazla yakıştığı ortada. Jennifer Aniston ın Türkiye şubesi Ronit Gülcan zor bir kombinasyonu son derece başarıyla taşımış. Siyah ve lacivert hep riskli eşlemeler olsada Ronit Hanımda çok şık durmuş. Banu Birkan saçının telinden ayağına kadar müthiş güzel ve aynı zamanda şirinde. Saç kesimine bayıldım. Sabancı ailesinin en şık kadını Arzu Sabancı pudra pembesi kıyafetiyle çok zarif ve çok şık. Giyim konusunda Arzu hanımın ailenin diğer bayanlarına ders vermesi gerekir.

HAFTANIN RÜKÜŞLERİ

 


Aylin Tahincioğlu benim için Türkiye nin Victoria Beckham ı. Her daim boyalı her daim Vogue un kapağına çıkacakmış gibidir. Ama bu zorlama şıklık bu hafta sınıfta kaldı. Kolsuz beyaz üstü hiçbir şeye benzetemedim. Başarılı mankenlerimizden Ahu Yağtu en zevksiz gökkuşaklarından. Hadi mavi çorabı geçtim o sarı atkıda neyin nesi. Eda Taşpınar zoru başardı ve 2 kıyafetiyle listeye girdi. Şalvar deri pantalon son derece kötü. Mini volanlı gri etek aslında çok şirin. Ama aksesuarlarla bunuda batırmayı başarmış. Deniz Berdan Mario Schwab koleksiyondan en kötü modeli seçerek asıl niyeti dikkat çekmeyi yine başarmış. Demet Çetindoğan ise perdelik kumaşından elbisesi ile ciddi anlamda göz yoruyor.

23 Aralık 2008 Salı

BİR DEVİN SONU

 






Amerikanın klasik çizgide tanınmış markası Bill Blass kapandı ! Bay Blass 2002 de vefat etmişti ama marka değişik isimlerin başa geçmesiyle devam ediyordu. Bill Blass marka ürünlerin satışı birçok siteden kaldırıldı. Bill Blass mağazalarda satışlar devam ediyor. 1 Ocak da New York 7. Caddedeki mağazasında çok büyük indirim yaparak perdelerini indirecek. Blass marka çok hoş eflatun bir kıyafetim var. En az 8 senelik olmalı. Birdenbire çok değerli bir parçaya dönüşüverdi. Vintage cılar için kaçırılmaz bir fırsat. New York a yolu düşenlerin bu fırsatı kaçırmaması lazım.

22 Aralık 2008 Pazartesi

HÜZÜNLÜ ÜLKE POLONYA

 
9 günlük uzun bayram tatilinde Polonyadaydım. Gitmemiş olanlara şiddetle öneririm. Genel bilgilerle işte gezi programım. Meraklılarına güzel bir kaynak olur umarım.

* CUMARTESİ : LOT Havayollarıyla 2.5 saat süren bir yolculuk sonrası Varşova ya varış. Varşova Marriott Hotel de 1 gece kalış. Otel rezervasyonu için şiddetle Booking.Com u öneririm. Ne kadar önce rezervasyon yaparsanız o kadar uygun fiyat alıyorsunuz. Biz süit odada 130 euro ya kaldık. Normalde 350 euro. Otel son derece güzel, odalar lüks ve ferah. Otele hafiften yerleştikten sonra hemen 100 metre ilerdeki Central Tren İstasyonundan Krakow biletlerini alış. Polonya EU ya girmiş ama hala birçok yerde İngilizce kullanılmıyor. Biletleri daha önceden rezervasyon yapmanıza gerek yok. Yer rahatlıkla bulunuyor. Treni first class dan almak hangi perondan kalkacağını öğrenmek tam bir Çin işkencesi. Emin olmadan biletleri almayın. Süprizlerle karşılaşabilirsiniz. Grupta 6 farklı dil bilen
olmasına rağmen yinede lost durumları yaşamak macera damarlarımızı hoplattı :)



* PAZAR : Ertesi gün Varşova dan sonra Polonya nın 2. büyük şehri olan Krakow için Marriott Hotel den ayrılış. En az 10 kişiye sorarak doğru peronu bulabildik. Trende ayrı bir kompartman istememize rağmen 2 misafirimiz daha vardı. Yüzler düştü ama onlar daha bir rahatsız oldu. Sevgili olmaları büyük şanstı. Yolculuk bitene kadar yüzlerini görmedik. Anlaşılan boş bir yer buldular :) 3 saat sonra Krakow dayız. Benden tavsiye Polonya da her an yanınızda atıştıracağınız birşeyler olsun. Yemekleri pek ağız tadımıza uymuyor. Kısa bir taksi yolculuğuyla Wentzl Hotel e varış. Taksi fiyatları bizimkilerle aynı. Wentzl Hotel değil Krakow un tüm Polonya nın en güzel oteli. Old Town da olduğundan herşey ayak mesafesi yakınlığında. Hava buz gibi ama keyifler yerinde. Yemek yemek için epey zorlandık. Domuz eti neredeyse ana yemekleri ve kokusu son derece ağır. Sağolsun pizza dünyanın her yerinde aynı. Polonya henüz euro ya geçmemiş. Hala paraları zloty yi kullanıyorlar. Bizim paramızın yarısı değerinde. O yüzden herşey ucuz.



* PAZARTESİ : Gezimizin ana sebebi 2. Dünya savaşında Hitler in kurduğu Auschwitz ve Birkenau soykırım kamplarını gezmekti. Detaylı bilgi almak için özel bir rehberle çıkmak istedik. Otel müşteri hizmetleri birinci sınıf. Hemen çalıştıkları özel bir rehberle irtibata geçtiler. Yaklaşık 300 YTL ye ulaşımda dahil anlaştık. Ertesi gün saat 10:00 için sözleştik.



* SALI : Rehberimiz sevgili Martha mini vanıyla geldi. Kamplar Krakow un 60 km dışında. Yolculuk sırasında kurduğu sistemle belgesel filmleri seyrederek yola koyulduk. Gittiğimiz yerdenmi bilemiyorum ama hepimizde bir burukluk vardı. Suratlar asık ve meraklıydık. Filmlerden daha fazla ne görebilirdik ki ? Yanılmışız. Çok daha korkuncu varmış. Gerçek ! Bu kamplara gitmeden gerçeğin tokatını yemeniz imkansız. İsterseniz 1000 ayrı Schindler's List yada Pianist seyredin yinede gerçekten gördüğünüz anki dehşeti yaşayamazsınız. Martha tarih öğrencisi olduğundan zehir gibi herşey hakkında bilgisi var. Turistler genelde Auscwitz den başladığı için kalabalıkla karşılamayalım diye bizi Birkenau dan başlattı. Zaten asıl ölüm kampıda Birkenau. Martha gezinin ilk durağı bizi ölüm trenlerinden orjinal olan bir vagona getirdi. Biz salaklar ne yaptık dersiniz..Gidip vagon önünde poz verdik. Neyseki yaptığımız şeyin korkunçluğunun az sonra farkına vardık. Ve gezi boyunca içinde olduğumuz hiçbir resim çekmemeyi kararlaştırdık. Sadece belgesel tarzda resimler olacaktı. Barakalardan tutun duşlara kadar herşey olduğu gibi bırakılmış. Bir ranzaya 12 kişinin yatırıldığı yerler insanın midesini allak bullak ediyor. Duvarlara yazılan yazılar bile hala duruyor. Trenin duruş yeri, SS lerin sağlıklı sağlıksız diye ayırdıkları yer, gaz odaları, fırınlar arka arkaya öylesine fazla geldi ki Auschwitz e geçmeye cesaret edemiyorduk. Molada sigaraları içmek değil sinirden yiyorduk adeta. Biraz cesaret toplayıp Auschwitz e geçtik. Burası artık müze olmuş. Kamp havası yok. SS lerin aptalca kendilerini belgeledikleri her tür delil burada sergileniyor.

ÇARŞAMBA : Old Town daki saltanak arabası gibi muhteşem faytonlar dikkat çekici. Yarım saatlik gezdirme yaklaşık 60 YTL. Kesinlikle değer.Krakow da neredeyse her kiliside klasik müzik konseri veriliyor. O kadar sanat ve kültür kokan bir şehir ki hemen gördüğünüz ilk kütüphaneye girerek kitap alıp okuma isteğiniz geliyor. Burası adeta sanatı sevmiyenin dövüldüğü bir ülke. Akşam Chopin in bir konserini seçip en yakındaki kiliseye gidiyoruz. Giriş ücreti genelde kişi başı 50 zloty. Bu parada zaten kiliseye bağışlanıyor.



PERŞEMBE : Yine Varşova ya dönüş. Otel sizin için herşeyi o kadar güzel ayarlıyorki çıkışda yüklü bir bahşişi hakediyorlar. Yine trenimize kuruluyoruz ve Varşova ya yol alıyoruz. Dönüş gelişden daha kısa sürüyor. 2 saat 50 dakika. Varşova nın old town denilen bölgesinde La Regina Hotel de kaldık. Zaten old town da fazla otel yok. Oteller daha çok city center bölgesinde. La Regina mimarisiyle hemen dikkatinizi çekiyor. Varşova da Venedik tarzı bir otelde kalmakda bize nasipmiş. Son derece yalın ve hoş bir otel. Varşova geze geze bitmeyen bir şehir. Eski şehir bölgesinde tüm kaldırımlar arnavut kaldırımıyla döşenmiş. Topuklu ayakkabı meraklılarını uyarırım. Bu şehirde kaldırımlar caddelerden çok daha geniş. Her taraf çok temiz. Dondurucu bir soğuk ama caddeler yılbaşı için o kadar güzel süslenmişki pek aldırmıyorsunuz. Mağazası olmayan bir şehir var mı ? Varmış. Varşova. Alışık olduğum tarzda ne kıyafet nede ayakkabı/çanta mağazası gördüm. Burada tüm mağazalar Akmerkez tarzı mall lara tıkılmış. Sokaklarda ancak ya galeri yada cafeler var o kadar.



CUMA : Varşova 3. Dünya savaşı sonrası küllerinden yeniden doğan bir şehir. Hitler tarafından tam manasıyla yerle bir edilmiş. Ve eskiye sadık kalınarak tüm binalar aynı şekilde inşa edilmiş. Hayretler içinde kalıyorsunuz tekrar doğuşa. Bu sefer Varşova da ki meşhur ghetto bölgesini görmek istiyoruz. Ama büyük bir şokla karşılaşıyoruz. Hiçbir taksi şöförü neresi olduğunu bilmiyor. Nasıl olur ? O kadar filme konu olmuş, 2. Dünya savaşının ilk çıktığı yer Varşova da ghettoları kimse bilmiyor. Elimdeki kaynakla iş başa düşer diyoruz ve kendimiz başlıyoruz araştırmaya. Polonyalılar adeta o dönemlerin izlerini silmek, hatırlamak istemiyorlar. Krakow daki kamplar yeter der gibi Varşova içindeki tüm delilleri adeta saklamışlar. 100 bine yakın kişinin cehennemi olan bu lanetli bölgeyi en sonunda buluyoruz. Bazı evler o zamanlardan kalma ama boş. Duvarlar tek tük bırakılmış. Bazı duvarların önünde mum yanması ve çiçek bırakılması size yeterli ipucunu veriyor zaten. Bir süre mola verip bu sefer Pawiak Hapishanesine yöneliyoruz. Yine 2. Dünya savaşında Polonyalı ve Yahudi tutsakları Naziler burada tutmuş. Koğuşların bir tanesini bile görmek yetiyor. Girişte ziyaretçi defterinde birçok türkün yazısını ve imzasını görüyoruz. Kocaman harflerle nsanlığın utancı yazarak bizde duygularımızı ifade ediyoruz. Öğleden sonrasını Royal Castle a ayırıyoruz. 2. Dünya savaşında Hitler tarafından yerle bir edilen bu sarayı halk yardım paralarıyla tekrar inşa etmiş. 14. yüzyıldan kalma tarihi eser birden bire 20. yüzyıla ait oluyor. Bunun burukluğundanmıdır nedir Hitlere bildiğim tüm küfürleri sayıyorum. Ne yazık ki bu ziyaretden fazla zevk alamıyoruz. Akşam güzel bir veda yemeğiyle Polonya gezimize son veriyoruz.

Umarım Polonya için güzel bir kaynak olabilmişimdir.

18 Aralık 2008 Perşembe

HAFTANIN ŞIKLARI

 


Rüküşlerin bol şıkların az olduğu bir hafta. Feryal Gülman Atıl Kutoğlu marka kıyafetiyle çok şık. Kıyafetin rengi ve kesimi saç ve makyajıyla birleşince ortaya süper bir görüntü çıkmış. Siren Çarmıklı nın yün palto/ceketine bayıldım. Beresi ve Chanel çantasıyla hem çok güzel hemde çok şirin. Tülin Şahin artık bu listenin gediklisi oldu. Ne zaman görsem hep şık ve zarif. Beyaz maksi
elbisenin içinde adeta peri gibi. Begüm Şen i bayram tatili dönüşü görüyoruz. Haute couture ü nasıl iyi taşıyorsa sportif kombinasyonlardada çok başarılı. Makyajsız ve sade kıyafetiyle çok şık.

HAFTANIN RÜKÜŞLERİ

 


Sibel Karakaşlı nın 80 ler tarzı straples kıyafeti üstünde çok kötü durmuş. Sibel Hanım yakın geçmişte kendini ünlü bir estetisyenin eline teslim etmiş ama yaptırması gereken en önemli yeri atlamış gibi. Acilen tekrar randevu almalı. Meltem Cumbul her kadının kaldırması zor bir seçim yapmış. Ama olmamış. Yaşına gereksiz yere 10 sene daha eklemiş. Sema Basa nın kendi kadar ünlü kahkülleri ve botları tekrar karşımızda. Kıyafetin elle tutulur tek bir yeri bile yok. Daha önce aynı kıyafetle yine bu listedeydi. Ayşe Erdem hala ağustos ayında kalmış. Bronz teniyle avam bir havası var. Eğer istediği böyle görünmekse gayet başarılı. Demet Kutluay sanki bir mumya gibi bembeyaz. Makyajı son derece kötü. Hamile değilde sanki hasta. Ayrıca hamileliğini ayan beyan belli edenlerdende pek hoşlanmıyorum. Yeşim Toprak ın kıyafeti kelimelerin yetersiz kaldığı andır. Tuvalet değilde sanki nevresim. Clara Amram " Çatlayın işte taş gibi vücudum var " edalarına devam ediyor. Seksi olayım derken sadece demode olmuş o kadar.

4 Aralık 2008 Perşembe

TOD'S DAN KAÇIRILMAYACAK FIRSAT

 




Geçenlerde Tod's mağazasından bir telefon aldım. Bu hafta büyük indirimleri başlayacakmış.. %50 lik gibi bir indirim. Aslında pek almak istediğim birşey yoktu. Zaten cüzdanımın başına ne geldiyse hep birşey almam diye düşünerek gittiğim mağazalarda gelir. Yine aynısı oldu. Ama fırsat kaçırılmayacak gibiydi. % 50 indirim ancak 2 ürün aldığınızda uygulanıyor. Mesela 2 ayakkabı alıp toplam fiyat yarıya indiriliyor. Uygulama tek ürün için geçerli değil. Bende resimlerini gördüğünüz ASPEN MARY JANE modelinin 2 farklı rengini aldım. Nasıl olduysa ikisininde 38.5 numarası kalmış. Üstelik HSBC kartınız varsa birde üstüne 6 taksitten yararlanabiliyorsunuz. Mary Jane lerimin tabanları o kadar rahat ki sanki içlerinde yastık var. Nişantaşı Tod's mağazasına bir uğrayın derim..

DAMARLI KASLAR NEREDE ?

 


İşte Louis Vuitton un merakla beklenen Madonna lı reklam resimleri. Merakla beklendi beklenmesine ama ne yazık ki benim için bu beklemeye değmedi. Resimlerde herhangi bir orjinallik göremiyorum. Hatta 2 resimde gayet sıradan. Madonna nın egzantrik el kol hareketleriyle verilmiş o kadar çok pozu varki buda onlardan biri gibi. En çok dikkatimi çeken detay artık markalaşmış olan kaslı ve damarlı kollarının fotoşopla düzeltilmiş olması. Fotoğrafları Madonna' nın aynı zamanda kadim dostu olan Steven Meisel çekti. Popun kraliçesinin bu reklamdan 10 milyon dolar aldığı iddia ediliyor.

3 Aralık 2008 Çarşamba

DOST DEDİĞİN BUDUR..

 






Louis Vuitton un 2001 senesinde ilk kez piyasaya sürdüğü graffiti ve gül desenli çantaları büyük bir sükse yaratmıştı. Bu yeni akımın yaratıcısı graffiti sanatçısı Stephen Sprouse idi. Ne yazık ki Sprouse 2004 senesinde aramızdan ayrıldı. Fakat dostları onu unutmadı. Marc Jacobs yakın arkadaşı Sprouse anısına yeni Louis Vuitton modellerinde yine ustanın çalışmalarına yer verdi. Vermekle kalmayıp birde reklamı için çırılçıplak soyundu. Sanat için soyunan herkese sonsuz saygım var. Gerçi Jacobs un soyunması için herhangi bir sebebede ihtiyacı yok. O zaten canı isterse soyunan çılgın dahilerden.

28 Kasım 2008 Cuma

GÜZELLİĞİ DOĞRU KULLANMA DERSİ

 

Maşallah yabancı gelinimiz o kadar çok ki. Ama Brezilyalı Martha Şavkan hepsinden farklı. Hem çok güzel hemde çok şık. Martha Şavkan tuhaf giyinenlere adeta ders verir gibi. Kendisini bir hafta içinde katıldığı 3 davette 3 farklı kıyafetle görüyoruz. Üçündede son derece şık. Son dönemin en vazgeçilmezi Balenciaga ekose pantalonuyla çok hoş. Yine içine ekose bluz giydiği Dolce&Gabbana ceket ve pantalon takımla son derece rafine ve güzel. Son olarak kırmızı örgü beresi ve deri pantalon içinde muhteşem. Latinden çok Avrupai bir hava tutturmuş ve çok güzel bir Barbie olmuş. Özlem Önal ve Derin Mermerci'nin artık çok sıkı bir rakipleri var.

MAKSAT ŞIK OLMAK DEĞİL Kİ !

 

Eda Taşpınar ile Deniz Berdan kanımca artık hiçbir listeye girmemeli. Çünkü bu bayanlar işin sırrını kendilerince çözmüşler. Normal bir şıklıkla fazla bir ses getiremezsin. Ama böyle sıradışı ve absürd seçimlerle her daim objektiflere mutlu mutlu poz verebilirsin. Bu ikiliye Ivana Sert i de katmak gerekir. Ama hanımefendi ailesinden sıkı bir ültimatom yedikten sonra eskisi gibi ortalıklarda görülmeyecekmiş..Pışş görürsünüz ne kadar dayanacak.. Günde 5 kıyafet değiştirmekle başka hangi ülkede ünlü olabilir ki ? Taşpınar ile Berdan bu sefer çizme piştisi yaşamış. İkiside sütun bacaklarını Christian Louboutin çizmelerle süslemiş. Kıyafetleri son derece absürd ama onlar zaten böyle mutlu.

HAFTANIN ŞIKLARI

 

Merih Turan hariç tüm şıklarımız işin kolay tarafına kaçıp siyahın güvenine sarılıyor. Genelde tüm şıklar listesi hep siyah giymiş bayanlardan oluşuyor. O yüzden Merih Turan ı beğenmem ayrı bir keyif verdi. Hanımefendi orta yaş olmasına rağmen fiziğinin avantajını mükemmel kullanmış. Oscar de la Renta straples tuvaleti hem kesim hemde renk olarak kendisine müthiş yakışmış. Bettina Hakko her zamanki zerafetinde. Siyah vizon ceketine bayıldım. Umarım gerçek değildir diyede not düşmek istiyorum. Tuba Peksayar ın kıyafetiyle ayakkabıları çok uyumlu. Zeynep Fadıllıoğlu özgün ve etnik stilin öncülerinden. Kıyafetiyle adeta bunu doğrular gibi. Şapkasından ayakkabasına kadar bir kere daha müthiş bir tarz yakalamış. Burcu Hanif sade kıyafetiyle harika görünüyor. Saçı ve makyajıda uyumlu olunca ortaya çok hoş bir görüntü çıkmış.

HAFTANIN RÜKÜŞLERİ

 

Clara Amram'ı son derece demode latin tarzı jarse fırfırlı mini elbisesi içinde görüyoruz. Boyunluğu takmayanı dövdükleri 90 lardan kalma. Venezüellalı gelinimiz giyinmemiş sadece 40 yaşında aha böyle taş gibi vücudum var demiş o kadar. Nadire İçkale Ankaralı saygın hanımağalarımızdan olur. Frapanlığı o kadar ağır ki bakarken bile insanın gözü yoruluyor. Siren Ertan inatla 30lu değilde 50li yaşlarda olmaya devam ediyor. Gözlüğünün çirkin görünümü ise ayrı bir olay. Sema Basa'nın baştan aşağı mor kıyafeti, bıkmadığı kahkülleri ve siyah botlarıyla bir başka göz yoranlardan.

PARFÜMÜM OLMADAN ASLA

Günümüzde ünlü simaların kendi adlarına çıkardığı parfümler ciddi bir sektör oluşturmuş durumda. Beğenelim yada beğenmeyelim yıldızlar bu yolla milyonlarca doları ceplerine atıyorlar. Artık öyle bir hal almış durumdaki İngiltere ve Fransada yarışma programlarıyla ünlenenlerin bile kendi adlarına çıkardığı parfümleri görebilirsiniz. Ünlüler bu durumda parayı öncelikle ürünü çıkaran şirketten alırlar. Eğer çok ünlüyseniz satışdanda pay alarak ayrı bir kazanç sağlarsınız. İşin tuhaf tarafı onca para dönsede etrafımdan bir kişinin bile gidip ünlü birinin adıyla çıkan bu parfümleri aldığına şahit olmamam. O zaman bu iş sadece ne kadar hayranınız olduğuna ya da ne kadar popüler olduğunuzla paralel. Güzel kokuymuş değilmiş kimin umurunda. Hayranıysanız gider alırsınız. Ne kadar kıro kokan bir alışveriş değil mi ? Sanki parfümü çıkaran kendi kokusunu kullanıyor..Emin olun onun kullandığı ya Gucci'dir yada Armani. Kimin umurunda kerizlerin sırtından kahpece para kazanmak. Yeterki cepler dolsun..Bu ikiyüzlü sektöre işte bu yüzden değinmek istedim. Paranızın değerini bilin gidin gerçek bir parfüm alın ve gerçekten güzel kokun !


Britney Spears uzun zamandır acaba bu reklamda görüldüğü gibimiydi ? Yalan ! Kadıncağız kaç senedir bunalımın eşiğindeyken yeni yeni ayağa kalkıyor. Ama resme bakın..Saklı Fantazi ! Vay be !


Sarah Jessica Parker2ın parfümü en fazla satanların başında geliyor. Sağolsun Sex And The City ! Öyle bir cevherki yiye yiye bitmiyor mübarek !


Pazarlama dünyasının kral ve kraliçesi Victoria-David Beckham. Eksik olsalardı şaşardım. David Beckham bide Armani ile anlaşmalı. Acaba hangisini tercih ediyordur ? Vah zavallı ! Sean Combs 'Ben Kralım' isimli parfümünde ancak sonradan görmenin kralı olabileceğini söyler gibi.


Kate Moss'un bile bu kandırmacaya alet olduğunu görmek insanın içine oturuyor.


Patrick Dempsey hastalarına reçete yazarken kendi parfümünüde ekliyor mu acaba ?

27 Kasım 2008 Perşembe

İNGİLİZ MODA OSCARLARI

 

İngiliz Moda Oscarları sahiplerini buldu. En önemli 5 ödülün sahibi :

Yılın Modacısı: Luella Bartley
Yılın Kırmızı Halı Ödülü: Matthew Williamson
Yılın Aksesuar Ödülü : Rupert Sanderson
Yılın Erkek Giyim Ödülü: Christopher Bailey (Burberry)
Yılın Mankeni: Jourdan Dunn
Yılın Markası: Jimmy Choo



Luella Bartley eskiden Vogue dergisinde moda eleştirmeniydi. İlk defilesini 1999 senesinde Londra Moda Haftasında sergiliyor. Bir sonraki senede New York Moda Haftasına çıkıyor. Ama benim radarıma girişi ilk Cameron Diaz'ın siyah mini elbisesini görüşümle oldu. Bir Luella markası olan bu şahane siyah straples elbisenin kimliğini öğrendikten sonra kreasyonlarına daha bir dikkatle bakmaya başladım.


TopShop'un yüzü Jourdan Dunn'ın Agyness Deyn'i yenmesi güzel olmuş. Jourdan farklı tipiyle son günlerde bir diğer gözde manken Chanel Iman ile çikolata renklilerin kraliçesi.

26 Kasım 2008 Çarşamba

MÜTHİŞ İNDİRİMLER

 
Dünyanın en büyük alışveriş sitelerinde indirimler başladı. Hemde ne indirim. Net - A -Porter sitesindeki tüm ürünler ünlü markalara ait ve bazılarında % 70 e varan indirimler yapılmış. Aynı şekilde Saks Fifth Avenue sitesindede indirimler var. Marchesa elbiselerde yüzde 50, Marc Jacobs'da yüzde 60 indirimler insanın ağzını sulandırıyor. Hemen Marc Jacobs ve Chloe'nin indirime girmesini beklediğim parçalardan bir kaçını sipariş ettim bile.


Türkiye ye satış yapmayan sitelerden nasıl alışveriş yapabilirsiniz diye bir probleminiz varsa işte size ideal bir çözüm. Bu konuda potansiyel mağdurları hedefleyen MyUSABox sitesi son yıllarda en çok işime yarayan site. Siteye üye olarak size ait bir Amerika adresi elde ediyorsunuz. Siparişlerinizi bu adresi vererek yapıyorsunuz. Aslında adres MyUSABox a ait. Teslimatı adresinizden alıyor ve aracı olarak Türkiye'deki adresinize gönderiyor. Böylelikle vah Türkiye'ye satış yapmıyorlar, vah hangi kuzenimin adresini vereyim derdiniz otomatikman ortadan kalkmış oluyor. Tabi ki bu işlem belli bir ücrete tabi. Ama 1000 dolarlık bir siparişte 30-40 doların lafımı olur..Benim şimdiye kadar tam 48 siparişim oldu. Bir tanesi hariç (benim hatamdı) 47 tanesi aynı hafta elime ulaştı. Sizlerede şiddetle tavsiye eder bu indirimleri kaçırmayın derim.

25 Kasım 2008 Salı

HARRY WINSTON PES ETTİ

 

Dünyaca ünlü mücevher markası Harry Winston çağa ayak uydurmak zorunda kaldı. Şimdiye kadar inatla internetten satışlara karşı çıkan marka, en sonunda inatlaşmaya son verdi ve ilk kez internet üzerinden satışları sitesinden yapmaya başladı Birçok mücevher markası bu şekilde çalışmaya çoktan başlamıştı. Marka olarakda fiyat olarakda ulaşılmazlık imajını zedelemek istemeyen Harry Winston şiddetle internet satışlarına karşı çıkıyordu. Resimde gördüğünüz son koleksiyonu Sun Flower gerdanlık 25.8 karatlık ve 135 bin dolar. Bunu bile internet üzerinden siparişle satın alabilirsiniz.

21 Kasım 2008 Cuma

HOŞGELDİN ATIL KUTOĞLU

 
Dünyaca ünlü modacımız Atıl Kutoğlu Türkiye'deki ilk butiğini bugün Nişantaşı Bostan Sokak'ta açıyor. Demsa Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Demet Sabancı Çetindoğan işbirliğiyle gerçekleşen bu girişimin hayırlı olmasını dilerim. Atıl Kutuglu'nu şahsen tanır ve çok severim. Düzinelerce Kutoğlu t-shirtüm vardır ve seneler geçsede hala kullanırım.

TÜRK İŞİ GALA

 


Dün gece Gani Müjde'nin merakla beklenen Osmanlı Cumhuriyeti filminin galası Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda yapıldı. Başrollerini Ata Demirer ve Vildan Atasever'in yaptığı film, eğer Mustafa Kemal olmasaydı bugünkü halimiz ne olurdu fikrine ışık tutuyor. Filme bu haftasonu kesinlikle gideceğim. O yüzden film hakkında yazacağım eleştiriyi kaçırmayın derim. Benim bu yazımda üstünde durmak istediğim konu bambaşka. Üstteki 4 resimde galaya gelenleri görüyoruz. Bu 4 kişiyede bir galaya bir emeğe gösterdikleri saygı için teşekkür ederim. (Ata Demirer hariç) Gerçi Vildan Atasever'in daha bir şaşalı olmasını beklerdim ama bir mini etek ve bluzlada gelebilirdi. Yada Ata Demirer gibi bir t-shirtlede gelebilirdi. (Sanki Avrupa Yakası çekimlerinde) O yüzden şımarıkça beklentime bir son veriyorum ve devam ediyorum. Gani Müjde ailesiyle birlikte uyumlu bir şıklık içinde. Eşi Belma Canciğer tam bir Hollywoodvari tuvaletiyle gözleri kamaştırıyor. Ebru Destan zarif, Cem Davran şık. Şimdi gelelim birde diğer misafirlerin hallerine.



Bu nasıl bir zevksizlik nasıl bir kıroluktur Allahım..Ben her yere böyle gelirim zihniyetini neden hala değiştiremiyoruz. Nedir bu arkadaşınızla kahve içmeye gider gibi giyinme tarzı ? Kime ne anlatmak istiyorsunuz ?



Öğle saatlerinde Teşvikiye House Cafe'ye gelenler bile galadakilerden daha şık daha özenli. Nedir bu Türk Sinemasındaki kıroluk akımı ? Şu giyim kuşam konusunda bir arpa boyu bile yol alamayacak mıyız ? Bir smokin giymek bir mücevher takmak neden milletimde sadece sosyete işi olarak görülür ? Bir konu evvel Dubai deki otel açılışını konu etmiştim. Bir oradaki farka bakın birde Lütfü Kırdar SARAY'ındaki galaya. Benim gördüğüm gala değil düpedüz bir film gösterimi o kadar.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails